İlke olarak edindiğim "nesnelerden dolayısıyla etkilenme " vaziyeti gölgesinde yazmayı düşündüğüm şeyler oldu.Siyasi şeyler ise bu konudan en son etkileneceğim şeylerdir ancak yazmakta da fayda var.
Gün itibariyle öncelikle herkesin 23 NİSAN ULUSAL EGEMENLİK ve ÇOCUK BAYRAMI KUTLU OLSUN.
Onuncu yıl marşını dinlemek için açtığım "youtube"ta,baktım ki saçma sapan insanların düşmanımın düşmanı mı demeli bu insanlara,bilinmez?Ancak dost demek yanlış olur.Olsa olsa bilgisiz insanlardır.Bu vatansever(!) insanlar,cihat anlayışlarını da kaybetmişlerdir ve de müslüman kavramları anlayışı nedir,bilinmez?
Neymiş efendim,Atam Masonmuş.Masonların duruşu varmış sağ el ceketin,gömleğin içinde poz vermiş 30 tane!
Neymiş efendim,Müslümanlıkla -karşıtıymış a! - hâşa(tüm düzeltme işaretini kaldıranlara ! ) alakalı,kendisinin bile anlamadığı ipe sapa gelmez,vidyo toplulukları.
Çoğumuzun bildiği gibi Atatürk'ün müslümanlıkla ilgili birçok "olumlu" görüşleri var.
YAHU NEYSE NE! SEN NİYE ASIL TABLOYU GÖRMÜYORSUN ARKADAŞ! YOKSA DÜŞMANIMIN! DÜŞMANI(!) SEN MİSİN? DOSTUN MUYUM BEN SENİN?
2.HUSUS
Atatürk'ün kendi el yazısıyla yazmış olduğu MEDENİ BİLGİLER KİTABI! PROF.DR.AFET İNAN KALEME ALMIŞTIR.
BU KİTABIN ÖZELLİĞİ NE? -ATATÜRKÜN İSLAM DİNİ HAKKINDAKİ DÜŞÜNCELERİ.
BİLEN BİLİYORDUR,BİLMEYENE : BU KİTAP YASAKLI KİTAP !
NEYMİŞ EFENDİM? -Ergenekon savcıları, Atatürk'ün el yazılarını da suç
delili gösterdi. Ergenekon 3. iddianamesinin delili klasörlerine Mustafa
Kemal Atatürk'ün kendi el yazısıyla notlar düştüğü "Medeni Bilgiler"
kitabı da suç unsuru olarak kaydedildi. Atatürk bu kitabında millet
kavramını, millet ile din ilişkilerini değerlendiriyor.
Ergenekon savcılarının Mustafa Kemal Atatük'ün bizzat elyazısıyla notlar
düşerek hazırlattığı "Medeni Bilgiler" kitabını suç delili olarak
gösterdiği ortaya çıktı.
BİRİLERİ ÇIKIP ŞU ERGENEKONU TANIMLASA YA? ORTADA BİR KAVRAM VAR GALİBA ANCAK O KADAR AKSİ Kİ HER ŞEY İÇİNDE BU KAVRAM,NEDENSİZ BİR KORKU VAR DUYANDA DA.
SİZ ATAMIN YAZDIĞI KİTABI NE CÜRETLE YASAKLIYORSUNUZ?
BÖYLE TATSIZ KONULAR IŞIĞINDA,ALLAHTAN 23 NİSAN ÇOK ŞANSLI Kİ KLİŞE BİR MUHABBET OLUYOR.ÇOCUKLAR MECLİSTE BİR GÜNLÜĞÜNE DE OLSA SÖZ SAHİBİ OLUYORLAR.O KOLTUĞA OTURUYORLAR DA MEDYADA GÖRÜYORUZ.YA 19 MAYIS VE 29 EKİM NE OLACAK ?
Dipnot : Ne sağ görüş,ne sol görüş,ne de o,ne de bu.Aklın yolu birdir.Ve ben yine de "siz"li "biz"li konuşmuyorum.Bazıları böyle bakıyorsa onlara saygı duymak gerekir diyorum,kararsız bir şekilde dile geliyor.Bazılarını hiç anlamıyorum ama o da bir renk mi demeli onu da bilmiyorum?
GÜZEL BİR GÜN GEÇİRMENİZ DİLEĞİYLE,BUGÜNÜN TATİLİNİ DE ÇIKARIN TÖRENİNİ DE ! YA DA PARÇADA GEÇEN "BİLGİSİZ" SİZSENİZ,OTURUN,TATİL YAPIN,TATİL YAPARKEN DE "YAHU BUGÜN TATİL AMA NİYE TATİL,NEDEN RESMî TATİL? " DİYE DÜŞÜNSÜN.
Bazı nesneler canlıdır.Bazıları ise cansız.Bazılarının tarifi de yoktur.Hakikat arzularla çarpışır ve bence çarpışmış cisimlerin parçacıkları atomu oluşturur.İnsanın yapıtaşları da bu atomlardır.Hayalleriyle,gerçek sürekli o ''hayat'' dediğimiz kavramın etrafında dolaşır tıpkı proton ve nötronlar gibi.
23 Nisan 2012 Pazartesi
18 Nisan 2012 Çarşamba
ANADOLU MASALLARI ÇOCUK KİTABI SEVDİRMECESİ
"Yeşiltay mavi gözlü bir çocuktu, bütün çocuklara benzerdi. İşi gücü oyundu, güzel oyunlara bayılır, bir de masalları severdi. Geceleri uyku girmezdi gözlerine, uyumaz, annesini de uyutmazdı, gece yarılarına kadar masal anlattırırdı. Bir türlü doymazdı masal dinlemeye. Dinlediği güzelim masallar düşlerine girer, düşlerinde devlerle, cücelerle, dervişlerle, cinlerle, peri kızlarıyla birlikte gezerdi; eline bir demir asa alıp ayaklarına demirden çarıklar giyerek yola çıkar, her düşünde yeni yeni serüvenler yaşardı."
Yukarıda kitaptan alıntı yaptım.Yapı Kredi Yayınlarından çıkan bu eşsiz güzellikte masal kitabını aslında kendim için aldım.İleride masal anlatıcısı olurum umudunu da taşıyarak tabi ki.Öncelikle şunu söylemeliyim ki Tahsin Yücel'in toparladığı bu masallarda,"Annesinden dinlediği,daha sonra düzenleyip aslında Annemin Masalları şeklinde yayınlamayı düşünse de,ANADOLU MASALLARI" şeklinde isim koymuş, tüm anneleri dahil etmiş.İyi de yapmış,kitabı resimleyen vakti zamanında GIRGIR'da da güzel işler yapan DAĞISTAN ÇETİNKAYA.Kitap ciltli,bizler saklayalım da çocuklarımıza okutalım diye.
Tabi zaman olarak çocuklarını hayal dünyası,bilim-teknoloji gibi vaziyetlerle ne kadar gelişmiş olsa da (!) Masallar unutulmamalıdır,hele ki böyle güzel bir masal kitabı varsa.(ki masal kitabı yazmak da zor iştir a! )Kısıtlı bu Türkçe masallardan herkesin faydalanmasını umuyorum.Dil sade ve akıp gidiyor.Sık sık virgüller kullanılmış ve harfler gözü yormayacak büyüklükte.Anlayacağınız ortaya çok güzel bir iş çıkmış.Kitabın etiket fiyatı :21 TL.
YEŞİLTAY,TEMBEL AHMET,ÜÇ PINAR,ALTIN TAS,İKİ PERİ KIZI VE DE TAHSİN YÜCEL'İN YAZDIĞI BİR MASAL:SÜMÜKLÜBÖCEK,OLMAK ÜZERE ALTI MASALDAN OLUŞUYOR,ŞİMDİDEN KEYİFLİ OKUMALAR DİLİYORUM!
Yukarıda kitaptan alıntı yaptım.Yapı Kredi Yayınlarından çıkan bu eşsiz güzellikte masal kitabını aslında kendim için aldım.İleride masal anlatıcısı olurum umudunu da taşıyarak tabi ki.Öncelikle şunu söylemeliyim ki Tahsin Yücel'in toparladığı bu masallarda,"Annesinden dinlediği,daha sonra düzenleyip aslında Annemin Masalları şeklinde yayınlamayı düşünse de,ANADOLU MASALLARI" şeklinde isim koymuş, tüm anneleri dahil etmiş.İyi de yapmış,kitabı resimleyen vakti zamanında GIRGIR'da da güzel işler yapan DAĞISTAN ÇETİNKAYA.Kitap ciltli,bizler saklayalım da çocuklarımıza okutalım diye.
Tabi zaman olarak çocuklarını hayal dünyası,bilim-teknoloji gibi vaziyetlerle ne kadar gelişmiş olsa da (!) Masallar unutulmamalıdır,hele ki böyle güzel bir masal kitabı varsa.(ki masal kitabı yazmak da zor iştir a! )Kısıtlı bu Türkçe masallardan herkesin faydalanmasını umuyorum.Dil sade ve akıp gidiyor.Sık sık virgüller kullanılmış ve harfler gözü yormayacak büyüklükte.Anlayacağınız ortaya çok güzel bir iş çıkmış.Kitabın etiket fiyatı :21 TL.
YEŞİLTAY,TEMBEL AHMET,ÜÇ PINAR,ALTIN TAS,İKİ PERİ KIZI VE DE TAHSİN YÜCEL'İN YAZDIĞI BİR MASAL:SÜMÜKLÜBÖCEK,OLMAK ÜZERE ALTI MASALDAN OLUŞUYOR,ŞİMDİDEN KEYİFLİ OKUMALAR DİLİYORUM!
16 Nisan 2012 Pazartesi
ÇÖP
Çöp poşetine neler girer?Belki saçımız girmiştir bir şekilde,gırgırı dökerken çöpe.Belki kestiğimiz
tırnaklar.Bizden bir şeyler yani.Peki çöplerin toplandığı yerde? Ya bir bilim adamı ekibi varsa?Örneğin
teknolojisi yüksek bu araştırma kurumunda genetik dalı gelişmiştir.Moleküler biyolojiyle de beraber
gelişen bilimde,saçımızdan,tırnaklarımızdan bizi klonluyorsalar?İnsanız.Kötülüklerimiz var günlük
hayatta.Kısaltıyoruz ya hani böylece ömrümüzü.İşte bu kampta da kötülük geni ayıklanıyor.Safça bir nesil yetiştiriliyor.Bir yandan da böyle temizleniyor dünya.
tırnaklar.Bizden bir şeyler yani.Peki çöplerin toplandığı yerde? Ya bir bilim adamı ekibi varsa?Örneğin
teknolojisi yüksek bu araştırma kurumunda genetik dalı gelişmiştir.Moleküler biyolojiyle de beraber
gelişen bilimde,saçımızdan,tırnaklarımızdan bizi klonluyorsalar?İnsanız.Kötülüklerimiz var günlük
hayatta.Kısaltıyoruz ya hani böylece ömrümüzü.İşte bu kampta da kötülük geni ayıklanıyor.Safça bir nesil yetiştiriliyor.Bir yandan da böyle temizleniyor dünya.
Yoksa nasıl yok olmamışızdır ki -hala- ?
29 Mart 2012 Perşembe
TÜRK AYNŞTAYNI
Birkaç haftadan beri bu kitapla "yaşıyorum" desem isabet olur galiba.Aslında nasıl yapsam,ne yazsam diye de bolca düşünme vaktim oldu.Uzatmayayım, OKTAY SİNANOĞLU !
1962 Yılında,henüz 26 yaşındayken,ABD'nin Yale Üniversitesi'nde dünyanın en geç profesörü...
İki kere Nobel'e aday gösterilmiş Türk...
Kimyaya matematiği sokmuş,moleküler biyolojinin kurucularından,fizik,astrofizik,nükleer fizik gibi bilimin gelişmesi için mücadele vermiş bir kişi...
Ve ülkesinin sorunlarına kafa yormuş,bu uğurda tüm gücüyle savaşmış bir aydın.
-arka kapaktan-
Kitap türü,röportaj.Röportajı yapan,Emine Çaykara.Kendisinin aslında konuyla ilgisi yok.Yani öğrencisi vs. değil.Ancak kitabı okuyan / okuyacak olan kişilerin tabii olarak hayran olacağı ünlü profesöre;kendisinin de hayranlığı söz konusu ki böyle bir işe girişmiş.İyi de yapmış.Ortaya nesilden nesile okunası,başucu kitabı çıkmış.Şahsi olarak çok etkilendim,üniversite öğrencisi olarak çok utandım,ülkenin halini bir de bu insandan duyunca (okuyunca yani) kafamda şimşekler çaktı.Türkiyedeki eğitim sisteminin vasatlığının sebebini öğrenebileceksiniz bu kitapla beraber.Türkçenin gerekliliğini de.Aslında bir çok şeyi.
Kendisine nasıl ulaşırım diye çok uğraştım,YTÜ de 1994-2002 de profesörlük yapmış ancak emekliye ayrılmış.Aslında ona ulaşmak çok basit.Çünkü dönen "oyunlar" dan ve insanlara ulaşmaktan kaçınmayan dünya iyisi biri. Dehalığı ortada ve de insanlığı da tabi.O şuan kimbilir hangi ülkede veya üniversitede seminer veriyordur.Diyeceğim şu ki;
BU KİTABI OKUMANIZI İSTİYORUM !
5 Mart 2012 Pazartesi
ÜTOPYA
"İnsanların sürekli çalıştığı yer.Herkes.Hergün 7 saat çalışmakta.Birbirlerinin ihtiyacı için çalışıyorlar.Sınıf farkı olmaksızın.Geçinip gidiyorlar öylece.Robotlaşmış bir hayatın izinde.İşte tamda öyle! Hatta duyguları bile köreltilmiş.En azından biraz.Sadece o 14 gün hariç! "
Marden 300 günden beri düzenli olarak çalışıyordu.Kendisi 22 yaşına yeni girmiş.O da diğerleri gibi Matruş Üniversitesinden mezun olmuştu.Kimileri tarımda çalışırdı.Kimileri de terzi olurdu.Matruşta hayat böyleydi.İnsanlar hep çalışmak zorundaydılar.Kadınlarla erkekler aynı yerde çalışmazlardı.Yaşlılar bile çalışırdı Matruşta.Eceli gelenler çalıştığı yerde ölürdü.Kimse ne ses ederdi ne mezar hazırlardı.Öldüğü yerde bırakılırdı.Çürürlerdi.İsimleriyle.Çürüyenler öldüğü yerde biter,kavak ağacına dönüşürlerdi.Bakın işte! Şu kavak tam 18 yaşında.Bakın,şuradaki kavağa,tam 7 yaşında.O biraz daha acemice bir kavak.Şu 18 yaşındaki kavağa bakın.O kadar çok dalları var ki.Ve budakları.Kafası karışık olmalı.Sonbahar geldi.Bakın işte kavak yaprakları.Şimdi ise Nüdyanı süslüyor.
Şehrin merkezi sayılabilecek tek cadde Nüdyandı.Nüdyanda 365 gün hiç kalabalık olmaz.Ancak çok hoş bir caddedir.Caddeyi kavak ağaçları sırasıyla takip eder.İkişer ikişer kavak ağaçları dizilmiştir.Yol boyunca pek çok hikayesi vardır bu ağaçların.Kimileri ayrı düşmüştür ailesinden.Şiddet görenler.Çocuğu ölenler.İntihar edenler.Hastalıktan ölenler.Hepsi şimdi birer kavak ağacı.Şimdi o yoldan geçiyordu Marden.İçi paramparça ve buruk şekilde.Gözlerini dikmiş kavak ağaçlarına.Çok şey anlatıyor,dallarıyla ,kabuklarındaki belki işkence izleriyle.Bir kuş konuyor şimdi toplu halde.Bir sürü dallara saldırıyorlar.Ölü bedenlerden kalan belki de en son bir parça protein.Proteinle besleniyor kuşlar.Caddede bir yaşlı.Bir bağırış.Gürültü.Patırtı.Yaşlıyı hemen kovalayıp,yakalıyorlar.Merak ediyor caddenin tek tük insanları.Ne oldu diyorlar Zoka Beylere.İşinden kaytardı diyor Zoka Bey.Alın bunu Sektaya! (sekta:kişinin yaptığı suça göre değişen -ki en az 15 saatlik çalışma şeklinde olur- cezalandırma sistemi) diye emir veriyor.Yapmayın diyor yaşlı.Götürmeyin beni oraya!Öldürün daha iyi .Kimse dinlemiyor yaşlıyı.Götürüyorlar.Nahım hanım perişan.Bırakın onu! Götürmeyinn! diye parçalıyor kendini.Sesi ciğerinden geliyor,ağlamaklı.Yalvar yakar.Çare etmiyor.Ağlıyor Nahım hanım.Kırışık yüzü,cam gibi mavi gözü.Dökülüyor yaşları,ıslanıyor cam gibi .Mavi gözü.
DÜN
Marden 300 günün ardından artık zamanının geldiğini düşündü.Ve 7 saatin sonunda,Vertmuda 14 günlük iznini kullanmak istediğini söyledi.Vertmud,bu çok önemli bir karar biliyorsun değil mi Marden?dedi.Marden ise,evet biliyorum.Çokça düşünme vaktim oldu zaten.Durumumu da biliyorsun.Artık zamanı gelmişti.Hem bu süreç beni manevi anlamda toparlar.Belki duygusal hezeyanlara da uğratabilir.Ama şu 14 günlük süreç.Yani hayat bu değil mi zaten?Dedi.Haklıydı Marden üstelik.Vertmud,seni anlıyorum.En azından bu süreç aşamasında elimden geldiğince yardım etmeye çalışacağım.Umarım senin için en iyisi olur. Ve de döndüğünde.Umarım daha mutlu olursun dostum.Bunu görmek isterim sana baktığımda,gerçekten.Dedi.İçten bir tebessümle karşıladı Marden.Atıldı birden,sarıldılar birbirine.Vedalaşır gibiydiler sanki.Kendine iyi bak diyebildi,Marden.İki genç adam bir an için öyle bakakaldılar.Ve çekip gitti Marden.
BUGÜNÜN SABAHI
Uzun bir süre sonra tadını çıkara çıkara kahvaltısını yapıyordu Marden.Artık ne işe yetişmek için erken kalkacaktı ne de kahvaltı hazırlamak için acele edecekti.300 günün sabahında hep aynı saatte kalkardı.Ancak güneşin bu kadar güzel doğduğunu ne yalan söylesin daha önce hiç görmemişti.Elinde sıcak içkisini içiyordu.Keyifli keyifli açtı camı.Tam karşıdan doğmuştu güneş.İçeriye parıltı halinde öyle bir hışımla giriyordu ki ışık.Birden göz bebekleri küçüldü,kamaştı gözleri.Kısık kısık bakmaya başladı bu güzelliğe.Elini bir kaptan gibi alnına koydu,gözüne gelmesin diye ışık.Bakmaya devam ediyordu.Cılız bedenli Marden.Altında bir şort üstünde de atlet vardı.Atlet sanki bol gibiydi.Daha sonra birden toparlandı.Biyolojik saati gelmişti.İşe gidecekti.Ah! tabi ya! Aklına geldi ondört günü vardı artık.Ve ondörtgünün ondördüde değerliydi.Gideceği yer belliydi.NÜDYAN BEKLE BENİ!
Nüdyan caddesi.Upuzun kavaklar caddesi.Upuzun yol boyunca.Dikildi bakışları kavak ağaçlarına.Genç olanlar vardı.Dallanıp budaklaşmışlar.Aklı karışmışlar.Aklını kaçırmışlar.İntihar etmişler.Hastalıktan ölenler.Hepsi şimdi birer kavak ağacıydılar.Caddede bir yaşlı.Bir bağırış.Gürültü.Patırtı.Yaşlıyı hemen kovalayıp,yakalıyorlar.Merak ediyor caddenin tek tük insanları.Ne oldu diyorlar Zoka Beylere.İşinden kaytardı diyor Zoka Bey.Alın bunu Sektaya diye emir veriyor.Yapmayın diyor yaşlı.Götürmeyin beni oraya!Öldürün daha iyi.Kimse dinlemiyor yaşlıyı.Götürüyorlar.Nahım hanım perişan.Bırakın onu! Götürmeyin ! diye parçalıyor kendini.Sesi ciğerinden geliyor,ağlamaklı.Yalvar yakar.Çare etmiyor.Ağlıyor Nahım hanım.Kırışık yüzü,cam gibi mavi gözü.Dökülüyor yaşları,ıslanıyor cam gibi.Mavi gözü.
Matruş-Nüdyanda geziyordu Marden.Bu sırada bir kız gördü.O kadar güzeldi ki bu kız.Burada olduğuna göre o da 14 gün izindeydi.Daha iş çıkışına vardı 2-3 saat kadar.Demek ki o da...Peki acaba tek miydi?Yoksa çoktaan... Yanına sokuldu Marden.Merhaba! dedi.Arkasını döndü kız Küt kızıl saçlarıyla.Biraz durakladı Mardeni görünce.Belli ki o da heyecanlanmıştı.A! Merhaba! diyebildi,gülümseyerek.Birazda şaşkın.Marden sordu ; adın ne senin? -Aroze.Peki ya senin? Dedi. -Marden benim ismimde memnun oldum.Sanırım sende 14 gün boyunca...Lafını keserek araya girdi Aroze ; Aa...sakın hatırlatma,dedi.-Neden ?Dedi Marden.Kızın yüzü düştü.Üzülerek yanıtladı; yarın son günüm ve 24 saatim kaldı.Ne kadar da zormuş böyle,dedi.Marden ise;öyle ya zor olmalı ama umudunu kaybetmemelisin.Biraz dolaşmaya ne dersin Aroze? diyerek atıldı ortamı gevşetmişti biraz. - Tabi neden olmasın! dedi Aroze.Kavak ağaçlı yolda bir bank bulup oturdular.Başladılar konuşmaya.Sürekli gülüyorlardı.Gözleriyle birbirinden hoşlanmış gibiydiler.Ancak ne kadar talihsizdi Marden.Kızdan hoşlanıyordu,basbayağı.Ve aksilik 24 saati vardı.İlahi.Saat işliyordu üstelik.Peki 24 saat yetecek miydi?
Biliyor musun Aroze,biraz hızlı olması gerekiyor bazı şeylerin.-Ne gibi Marden? -Mesela...Bize izin veriyorlar,365 gün içinde sadece 14 günlük.Yani 14 günde,partnerimizi bulmak zorundayız.Ne kadar saçma.Benim annem ve babam bu uğurda öldü biliyor musun? -Marden ah canım benim! Üzülme sakın ama.Ne kadar zor olmalı senin için.Bak buradayım ya ben.Sana yardımcı olurum belki hem.-Biliyorum Aroze,yardım edersin çünkü senin kadar iyi biri yoktur şu Matruşta.Bak şu kavak ağacını görüyor musun? -Hangisi Marden? -Şuradaki hani,yan yana olan iki kavak ağacı.Bak dallarına el ele tutuşmuş gibiler sanki.-Ah,evet.Yoksa!? -Evet Aroze,onlar annem ve babam.O yüzden buraya oturalım istedim.Biliyor musun Aroze.Artık Matruşta kalmamızın anlamı yok. -Öyle deme Marden.Biz buraya aitiz.Yani buraya ait olmalıyız.Biliyorsun ki sende.Birbirimize muhtacız. - Haksızlık bu Aroze,bende sana muhtacım! Peki bu benim bencilliğimse.Kötüysem ben.En kötüsüsüysem Matruşun.Ne olmuş yani! 300 gün oldu Aroze.Ben bu an'ı bekleyeli tam 300 gün.Artık bende yuva kurmak istiyorum.Bu kurallar.Ya da zorunluluklar,beni hergün öldürüyor zaten.Bense bugün yeni doğmuş biriyim.Sanki 14 günlük ömrüm varmış gibi bir de.Sense kelebek misali.Yarın...Yarın olmasın Aroze!
Akşam olmuştu.Aroze ve Marden bir süre daha oturup konuştular.Böylece birbirlerine iyice alışmış,kaynaşmışlardı.Marden bu konuşmalardan sonra Arozenin yalnız yaşadığını öğrendi.Ve hava kararıyordu.Evine bırakmalıydı,Arozeyi.Hüzünlü olacaktı onun için.Ama yapmalıydı bu vedayı.Hayatının en güzel gününü yaşamıştı.Arozeye sorsan o da belki hayatının en mutlu gününü yaşamıştır.Biraz yürüdüler.Marden sevdiğini göstermek adına utanarakta olsa elini tuttu Arozenin.Hiçbir şey diyememişti Aroze.Besbelli o da utanmış ama eylemi sürdürmekten keyif alıyordu.Mardene döndü,tebessüm etti.Karşılıklı gülüştüler.Ve vakit geçiyordu.Hatta vakit gelmişti.Arozenin evi göründü yakınlarda.Öyle bir hayıfladı ki Marden,Matruşa karabulutlar çökecekti neredeyse.Seni asla unutmayacağım Marden,dedi Aroze.Ve usulca sokulup yanağına bir öpücük kondurdu.Gözyaşı düşmüştü öptüğü yere.Mardenin yaşıyla birleşti bu gözyaşı.Şelale oldu adeta da düştü yanağından.Toprağa düştü,sımsıcak.
Ve ertesi günler gelmedi.Marden için.Öyle bir hüzün çökmüştü ki içine.Ne dışarı çıkmak istedi ne de şu güzel güneşi kucaklamak.Çekti perdesini.Sabahtan akşama kadar.Sokmadı güneşi.Belki girseydi...
Diğer onüç günde yalnızca bir kere çıktı Marden.Nüdyana gitti,mezarlığa aslında.Anne ve babasının olduğu kavak ağacına.Diz çöktü çocuk gibi.Ağacın dibine.Baktı yukarıya,kafasını kaldırıp.Ağlıyordu şimdi.Gözyaşı düştü,kavak dibine.Tam da dibinde fidan bitti.Bir yeşil yaprakçık.Şöyle dedi ağaca; bilirim anne ve baba! Siz de benim gibiydiniz.Ama siz ki doğru olanı yaptınız.Kaçarken Matruştan! Ama... keşke vurmasalardı sizi Zokalar! Nüdyan caddesinin en sonundadır mezarınız.Çıkışına yakın.Çünkü siz az daha ...
-SON-
Marden 300 günden beri düzenli olarak çalışıyordu.Kendisi 22 yaşına yeni girmiş.O da diğerleri gibi Matruş Üniversitesinden mezun olmuştu.Kimileri tarımda çalışırdı.Kimileri de terzi olurdu.Matruşta hayat böyleydi.İnsanlar hep çalışmak zorundaydılar.Kadınlarla erkekler aynı yerde çalışmazlardı.Yaşlılar bile çalışırdı Matruşta.Eceli gelenler çalıştığı yerde ölürdü.Kimse ne ses ederdi ne mezar hazırlardı.Öldüğü yerde bırakılırdı.Çürürlerdi.İsimleriyle.Çürüyenler öldüğü yerde biter,kavak ağacına dönüşürlerdi.Bakın işte! Şu kavak tam 18 yaşında.Bakın,şuradaki kavağa,tam 7 yaşında.O biraz daha acemice bir kavak.Şu 18 yaşındaki kavağa bakın.O kadar çok dalları var ki.Ve budakları.Kafası karışık olmalı.Sonbahar geldi.Bakın işte kavak yaprakları.Şimdi ise Nüdyanı süslüyor.
Şehrin merkezi sayılabilecek tek cadde Nüdyandı.Nüdyanda 365 gün hiç kalabalık olmaz.Ancak çok hoş bir caddedir.Caddeyi kavak ağaçları sırasıyla takip eder.İkişer ikişer kavak ağaçları dizilmiştir.Yol boyunca pek çok hikayesi vardır bu ağaçların.Kimileri ayrı düşmüştür ailesinden.Şiddet görenler.Çocuğu ölenler.İntihar edenler.Hastalıktan ölenler.Hepsi şimdi birer kavak ağacı.Şimdi o yoldan geçiyordu Marden.İçi paramparça ve buruk şekilde.Gözlerini dikmiş kavak ağaçlarına.Çok şey anlatıyor,dallarıyla ,kabuklarındaki belki işkence izleriyle.Bir kuş konuyor şimdi toplu halde.Bir sürü dallara saldırıyorlar.Ölü bedenlerden kalan belki de en son bir parça protein.Proteinle besleniyor kuşlar.Caddede bir yaşlı.Bir bağırış.Gürültü.Patırtı.Yaşlıyı hemen kovalayıp,yakalıyorlar.Merak ediyor caddenin tek tük insanları.Ne oldu diyorlar Zoka Beylere.İşinden kaytardı diyor Zoka Bey.Alın bunu Sektaya! (sekta:kişinin yaptığı suça göre değişen -ki en az 15 saatlik çalışma şeklinde olur- cezalandırma sistemi) diye emir veriyor.Yapmayın diyor yaşlı.Götürmeyin beni oraya!Öldürün daha iyi .Kimse dinlemiyor yaşlıyı.Götürüyorlar.Nahım hanım perişan.Bırakın onu! Götürmeyinn! diye parçalıyor kendini.Sesi ciğerinden geliyor,ağlamaklı.Yalvar yakar.Çare etmiyor.Ağlıyor Nahım hanım.Kırışık yüzü,cam gibi mavi gözü.Dökülüyor yaşları,ıslanıyor cam gibi .Mavi gözü.
DÜN
Marden 300 günün ardından artık zamanının geldiğini düşündü.Ve 7 saatin sonunda,Vertmuda 14 günlük iznini kullanmak istediğini söyledi.Vertmud,bu çok önemli bir karar biliyorsun değil mi Marden?dedi.Marden ise,evet biliyorum.Çokça düşünme vaktim oldu zaten.Durumumu da biliyorsun.Artık zamanı gelmişti.Hem bu süreç beni manevi anlamda toparlar.Belki duygusal hezeyanlara da uğratabilir.Ama şu 14 günlük süreç.Yani hayat bu değil mi zaten?Dedi.Haklıydı Marden üstelik.Vertmud,seni anlıyorum.En azından bu süreç aşamasında elimden geldiğince yardım etmeye çalışacağım.Umarım senin için en iyisi olur. Ve de döndüğünde.Umarım daha mutlu olursun dostum.Bunu görmek isterim sana baktığımda,gerçekten.Dedi.İçten bir tebessümle karşıladı Marden.Atıldı birden,sarıldılar birbirine.Vedalaşır gibiydiler sanki.Kendine iyi bak diyebildi,Marden.İki genç adam bir an için öyle bakakaldılar.Ve çekip gitti Marden.
BUGÜNÜN SABAHI
Uzun bir süre sonra tadını çıkara çıkara kahvaltısını yapıyordu Marden.Artık ne işe yetişmek için erken kalkacaktı ne de kahvaltı hazırlamak için acele edecekti.300 günün sabahında hep aynı saatte kalkardı.Ancak güneşin bu kadar güzel doğduğunu ne yalan söylesin daha önce hiç görmemişti.Elinde sıcak içkisini içiyordu.Keyifli keyifli açtı camı.Tam karşıdan doğmuştu güneş.İçeriye parıltı halinde öyle bir hışımla giriyordu ki ışık.Birden göz bebekleri küçüldü,kamaştı gözleri.Kısık kısık bakmaya başladı bu güzelliğe.Elini bir kaptan gibi alnına koydu,gözüne gelmesin diye ışık.Bakmaya devam ediyordu.Cılız bedenli Marden.Altında bir şort üstünde de atlet vardı.Atlet sanki bol gibiydi.Daha sonra birden toparlandı.Biyolojik saati gelmişti.İşe gidecekti.Ah! tabi ya! Aklına geldi ondört günü vardı artık.Ve ondörtgünün ondördüde değerliydi.Gideceği yer belliydi.NÜDYAN BEKLE BENİ!
Nüdyan caddesi.Upuzun kavaklar caddesi.Upuzun yol boyunca.Dikildi bakışları kavak ağaçlarına.Genç olanlar vardı.Dallanıp budaklaşmışlar.Aklı karışmışlar.Aklını kaçırmışlar.İntihar etmişler.Hastalıktan ölenler.Hepsi şimdi birer kavak ağacıydılar.Caddede bir yaşlı.Bir bağırış.Gürültü.Patırtı.Yaşlıyı hemen kovalayıp,yakalıyorlar.Merak ediyor caddenin tek tük insanları.Ne oldu diyorlar Zoka Beylere.İşinden kaytardı diyor Zoka Bey.Alın bunu Sektaya diye emir veriyor.Yapmayın diyor yaşlı.Götürmeyin beni oraya!Öldürün daha iyi.Kimse dinlemiyor yaşlıyı.Götürüyorlar.Nahım hanım perişan.Bırakın onu! Götürmeyin ! diye parçalıyor kendini.Sesi ciğerinden geliyor,ağlamaklı.Yalvar yakar.Çare etmiyor.Ağlıyor Nahım hanım.Kırışık yüzü,cam gibi mavi gözü.Dökülüyor yaşları,ıslanıyor cam gibi.Mavi gözü.
Matruş-Nüdyanda geziyordu Marden.Bu sırada bir kız gördü.O kadar güzeldi ki bu kız.Burada olduğuna göre o da 14 gün izindeydi.Daha iş çıkışına vardı 2-3 saat kadar.Demek ki o da...Peki acaba tek miydi?Yoksa çoktaan... Yanına sokuldu Marden.Merhaba! dedi.Arkasını döndü kız Küt kızıl saçlarıyla.Biraz durakladı Mardeni görünce.Belli ki o da heyecanlanmıştı.A! Merhaba! diyebildi,gülümseyerek.Birazda şaşkın.Marden sordu ; adın ne senin? -Aroze.Peki ya senin? Dedi. -Marden benim ismimde memnun oldum.Sanırım sende 14 gün boyunca...Lafını keserek araya girdi Aroze ; Aa...sakın hatırlatma,dedi.-Neden ?Dedi Marden.Kızın yüzü düştü.Üzülerek yanıtladı; yarın son günüm ve 24 saatim kaldı.Ne kadar da zormuş böyle,dedi.Marden ise;öyle ya zor olmalı ama umudunu kaybetmemelisin.Biraz dolaşmaya ne dersin Aroze? diyerek atıldı ortamı gevşetmişti biraz. - Tabi neden olmasın! dedi Aroze.Kavak ağaçlı yolda bir bank bulup oturdular.Başladılar konuşmaya.Sürekli gülüyorlardı.Gözleriyle birbirinden hoşlanmış gibiydiler.Ancak ne kadar talihsizdi Marden.Kızdan hoşlanıyordu,basbayağı.Ve aksilik 24 saati vardı.İlahi.Saat işliyordu üstelik.Peki 24 saat yetecek miydi?
Biliyor musun Aroze,biraz hızlı olması gerekiyor bazı şeylerin.-Ne gibi Marden? -Mesela...Bize izin veriyorlar,365 gün içinde sadece 14 günlük.Yani 14 günde,partnerimizi bulmak zorundayız.Ne kadar saçma.Benim annem ve babam bu uğurda öldü biliyor musun? -Marden ah canım benim! Üzülme sakın ama.Ne kadar zor olmalı senin için.Bak buradayım ya ben.Sana yardımcı olurum belki hem.-Biliyorum Aroze,yardım edersin çünkü senin kadar iyi biri yoktur şu Matruşta.Bak şu kavak ağacını görüyor musun? -Hangisi Marden? -Şuradaki hani,yan yana olan iki kavak ağacı.Bak dallarına el ele tutuşmuş gibiler sanki.-Ah,evet.Yoksa!? -Evet Aroze,onlar annem ve babam.O yüzden buraya oturalım istedim.Biliyor musun Aroze.Artık Matruşta kalmamızın anlamı yok. -Öyle deme Marden.Biz buraya aitiz.Yani buraya ait olmalıyız.Biliyorsun ki sende.Birbirimize muhtacız. - Haksızlık bu Aroze,bende sana muhtacım! Peki bu benim bencilliğimse.Kötüysem ben.En kötüsüsüysem Matruşun.Ne olmuş yani! 300 gün oldu Aroze.Ben bu an'ı bekleyeli tam 300 gün.Artık bende yuva kurmak istiyorum.Bu kurallar.Ya da zorunluluklar,beni hergün öldürüyor zaten.Bense bugün yeni doğmuş biriyim.Sanki 14 günlük ömrüm varmış gibi bir de.Sense kelebek misali.Yarın...Yarın olmasın Aroze!
Akşam olmuştu.Aroze ve Marden bir süre daha oturup konuştular.Böylece birbirlerine iyice alışmış,kaynaşmışlardı.Marden bu konuşmalardan sonra Arozenin yalnız yaşadığını öğrendi.Ve hava kararıyordu.Evine bırakmalıydı,Arozeyi.Hüzünlü olacaktı onun için.Ama yapmalıydı bu vedayı.Hayatının en güzel gününü yaşamıştı.Arozeye sorsan o da belki hayatının en mutlu gününü yaşamıştır.Biraz yürüdüler.Marden sevdiğini göstermek adına utanarakta olsa elini tuttu Arozenin.Hiçbir şey diyememişti Aroze.Besbelli o da utanmış ama eylemi sürdürmekten keyif alıyordu.Mardene döndü,tebessüm etti.Karşılıklı gülüştüler.Ve vakit geçiyordu.Hatta vakit gelmişti.Arozenin evi göründü yakınlarda.Öyle bir hayıfladı ki Marden,Matruşa karabulutlar çökecekti neredeyse.Seni asla unutmayacağım Marden,dedi Aroze.Ve usulca sokulup yanağına bir öpücük kondurdu.Gözyaşı düşmüştü öptüğü yere.Mardenin yaşıyla birleşti bu gözyaşı.Şelale oldu adeta da düştü yanağından.Toprağa düştü,sımsıcak.
Ve ertesi günler gelmedi.Marden için.Öyle bir hüzün çökmüştü ki içine.Ne dışarı çıkmak istedi ne de şu güzel güneşi kucaklamak.Çekti perdesini.Sabahtan akşama kadar.Sokmadı güneşi.Belki girseydi...
Diğer onüç günde yalnızca bir kere çıktı Marden.Nüdyana gitti,mezarlığa aslında.Anne ve babasının olduğu kavak ağacına.Diz çöktü çocuk gibi.Ağacın dibine.Baktı yukarıya,kafasını kaldırıp.Ağlıyordu şimdi.Gözyaşı düştü,kavak dibine.Tam da dibinde fidan bitti.Bir yeşil yaprakçık.Şöyle dedi ağaca; bilirim anne ve baba! Siz de benim gibiydiniz.Ama siz ki doğru olanı yaptınız.Kaçarken Matruştan! Ama... keşke vurmasalardı sizi Zokalar! Nüdyan caddesinin en sonundadır mezarınız.Çıkışına yakın.Çünkü siz az daha ...
-SON-
Etiketler:
Aroze,
hayali nesne,
Marden,
Matruş,
Nahım hanım,
Nüdyan,
Ütopya,
Zoka
23 Şubat 2012 Perşembe
PARANOYA
Dışarıda bir kedi var.Uçmaya çalışıyor.Atlayacağım diyor.Neye istinaden bilmiyorum.Atlama diyorlar.Atlayacağım diyor.Aynı şehirde bir çocuk.Aşağıda.İki katlı evin aşağısında.Annesine sesleniyor.Anne,babam delirdi.Duvara sürekli kafasını vuruyor.Kuzeyde.Düştü soğuğa gölge.Kuzeyde,taa en ucunda.Belki de senin /benim bilmediğimiz bir kabile yaşıyorsa hala?
Görünürde uzak cumhuriyetler.Krallıkla,prenslikler.Çocukların elinde kraliçeler.Buz mavi gözleri.Beyaz tenleri.Yeryüzü gibi.Yansımış göz bebeklerinde bir kaldırım.Bir gölge.Bir ışık.Bir karanlık.Buzdan bir kale yapmışlar.Ellerinde kraliçeler.Yokuş aşağıya çıkar.Yokuştan inmişti niceleri.Yürümeye yeni yeltenmiş bazıları.İki karış pantolon.Yarım karış pabuç.Çeyrek nefes.Biraz akciğer.Bir.İki.Üç.Dört.Adımları.Bir demir sallanıyor karşı kaldırımda.Asılı üstten.Dükkan reklamı gibi.Burgulu bir vidanın.Aşağı yukarı.Hayır hayır.Bir demir sallanıyor.Sağa sola.Aşağı yukarı bir metre uzunlukta.Hani düştü düşecek.Bir deli sallanıyor şehir meydanında.Annesini kaybetmiş."Deli" diyorlar.Sallandıkça.Bir ağaç daha kesiliyor çamlık yerlerden.Bir kadın daha doğuruyor.Hastanelerden çığlıklar.Kan ağlıyor.Bir kadın daha doğuruyor.Nurtopu.Bir çocuk karşıya geçiyor kaldırımdan.Aniden kırmızı yanıyor.Hava kararıyor.Çocuk için.Biri kıyıda.Açılmış mı ne.Okyanusa.Balık tutuyor.Attığı oltada düzinelerce misine.Kalıp kalıp buz geliyor.Bir kavim göç etmiş buraya.Bir kavim.Bir dirhem yol alamamış.Bu kentte aslında işler hep aksakmış.
KUZEYDE.Bay Ge,o gün çantasını yanına almıştı.Bazı küçük eşyaları oraya koymak için.Genelde elinde taşımayı pek sevmezdi.Çantasını yanına almıştı,çünkü Bayan Ze ile buluşacaktı.Otobüse binse geç kalacaktı.Taksiye binse de parası yetmeyecekti.Tramvaya binmeyi düşündü.Elektrik kesilse aksayabilirdi.Aksasa,kişi bekleyebilirdi.Beklese belki gidebilir.Gitmese bile kızabilirdi.İki dakikada olmuştu bu düşünceler.Ancak tramvaya bindi sonra.On dakika geçmişti bindiğinden bu yana.İstasyona yaklaşmıştı.Tahmini bir dakika sonra inecekti.Merdivenden değil de asansörden çıkmalıydı.Tam vaktinde varmak için.Asansöre binmek içinde şu kapıdan çıkmalıydı.Tramvay,bir klikle pısladı.Olağanca bir hızla kapıdan fırladı Bay Ge.Asansöre yöneldi.Epeyce yaklaştı .İşte binebilirdi nihayet.Asansör çıkışından yavaşça kafayı uzattı.İşte oradaydı Bayan Ze.Saatine baktığında yelkovan altıdaydı.Otuz saniyesi vardı.Oraya varmak için.Vardığında otuz iki saniye geçmişti.Sinirliydi Bayan Ze.Beni nasıl bekletirsin dedi.Ancak gelebildimdi diye açıklamaya fırsat bulamadı.Görüyorsun a! kan,ter içindeyim.Tamam,tamam anladık diye kesti Ze.Kalktığı yere tekrar oturdu Ze.Bay Ge'de sandalyeye oturdu.Çantasını yere koydu.Ancak çantasında bir ağırlık vardı.Farketti.Yere koyarken.Bir şey vardı çünkü ağırdı.Çantayı açmayı düşündü.Çekti fermuarı...
GÜNEYDE.Çekti fermuarını.Yıkadı ellerini.Ellerini yıkarken gözünü aynaya dikmişti.Gözbebekleri.Kan çanakları.Sinir uçları.Kılcal damarları.Çok yorgun olmalıydı.Daha sonra çıktı tuvaletten.Çıplak ayaklı çocukları gördü birden.Sıcak kumlarda.Esmer tenli çocuklar.Top oynuyorlardı.Kaldırıyorlardı toprakları.Ayaklarıyla vuruyorlardı.Çıplak ayaklı çocuklar.İnci dişleriyle sırıtıyordu birisi.Bağırıyordu bir diğerine.Kızmış,öfkeli.Siyah damarları belli oluyordu.Boynundan fışkırırcasına.Top oynuyorlardı.Açınca.Dikkatli bakınca gözlerden,ayaklara.Topun kafatası olduğu görülüyordu.Et,kemik.Kemik ayaklarla paslaşıyorlar.Kafatasına vuruyorlardı.Binlerce fil öldürülüyor hiç sesi çıkmıyordu çocukların.Habire vuruyorlardı onlar kafataslarına.Sıcaktı.Vurdukça beyinleri.Akıyordu.
Çekti fermuarını.Açtı çantayı.Hemencecik atıldı Bayan Ze.Bir hediye paketi bulmuştu içinde.Bana mı aldın dedi,Ge'ye.Ge şaşırdı.Bu hediyenin varlığından bile haberi yoktu ki.Acaba neydi ki paketin içindeki.Ona aldım dese yalan olurdu.Almadım dese daha bir işkillenirdi.Kırk beş saniye sürdü düşünü.Sana diyorum! dedi,Ze.Evet.Evet sana aldım.Ne o pek memnun gözükmüyorsun ama?Doğru söyle ne bu ?Bana mı aldın?Sen bana bir şey almazsın ama ! Sana aldım tabi.Demek zorunda kaldı.Ne aldın peki diye sordu,gülerek.Olmaz dedi,Ge.Söylersem ne anlamı kalır ki sürprizin.Kalmaz dedi,doğru ya. Ze,paketi açtı.Bir küçük paket daha.Paket iştahını kabarttı.Sabırsızca parçaladı.Paket içinde,paket.Matruşka gibiydi adeta.En son parçayı da açtı işte.Kum saati vardı küçükcene.Başında da bir boncuk.Masaya iki çay geldi.Kum saati akıyordu.
Akıyordu.Sıcakta.Güneyde.Tersine döndükçe kum saati.Bay Ge.Çekti fermuarını,tuvalette.Baktı yüzüne.Yıkadı ellerini.Ellerini yıkarken gözünü aynaya dikmişti.Gözbebekleri.Kan çanakları.Sinir uçları.Kılcal damarları.Çok yorgun olmalıydı.Daha sonra çıktı tuvaletten.Çıplak ayaklı çocukları gördü birden.Sıcak kumlarda.Esmer tenli çocuklar.Top oynuyorlardı.Kaldırıyorlardı toprakları.Ayaklarıyla vuruyorlardı.Kum saatini ters çevirmişti Ze.Zaman gibi.Akıyordu.
Görünürde uzak cumhuriyetler.Krallıkla,prenslikler.Çocukların elinde kraliçeler.Buz mavi gözleri.Beyaz tenleri.Yeryüzü gibi.Yansımış göz bebeklerinde bir kaldırım.Bir gölge.Bir ışık.Bir karanlık.Buzdan bir kale yapmışlar.Ellerinde kraliçeler.Yokuş aşağıya çıkar.Yokuştan inmişti niceleri.Yürümeye yeni yeltenmiş bazıları.İki karış pantolon.Yarım karış pabuç.Çeyrek nefes.Biraz akciğer.Bir.İki.Üç.Dört.Adımları.Bir demir sallanıyor karşı kaldırımda.Asılı üstten.Dükkan reklamı gibi.Burgulu bir vidanın.Aşağı yukarı.Hayır hayır.Bir demir sallanıyor.Sağa sola.Aşağı yukarı bir metre uzunlukta.Hani düştü düşecek.Bir deli sallanıyor şehir meydanında.Annesini kaybetmiş."Deli" diyorlar.Sallandıkça.Bir ağaç daha kesiliyor çamlık yerlerden.Bir kadın daha doğuruyor.Hastanelerden çığlıklar.Kan ağlıyor.Bir kadın daha doğuruyor.Nurtopu.Bir çocuk karşıya geçiyor kaldırımdan.Aniden kırmızı yanıyor.Hava kararıyor.Çocuk için.Biri kıyıda.Açılmış mı ne.Okyanusa.Balık tutuyor.Attığı oltada düzinelerce misine.Kalıp kalıp buz geliyor.Bir kavim göç etmiş buraya.Bir kavim.Bir dirhem yol alamamış.Bu kentte aslında işler hep aksakmış.
KUZEYDE.Bay Ge,o gün çantasını yanına almıştı.Bazı küçük eşyaları oraya koymak için.Genelde elinde taşımayı pek sevmezdi.Çantasını yanına almıştı,çünkü Bayan Ze ile buluşacaktı.Otobüse binse geç kalacaktı.Taksiye binse de parası yetmeyecekti.Tramvaya binmeyi düşündü.Elektrik kesilse aksayabilirdi.Aksasa,kişi bekleyebilirdi.Beklese belki gidebilir.Gitmese bile kızabilirdi.İki dakikada olmuştu bu düşünceler.Ancak tramvaya bindi sonra.On dakika geçmişti bindiğinden bu yana.İstasyona yaklaşmıştı.Tahmini bir dakika sonra inecekti.Merdivenden değil de asansörden çıkmalıydı.Tam vaktinde varmak için.Asansöre binmek içinde şu kapıdan çıkmalıydı.Tramvay,bir klikle pısladı.Olağanca bir hızla kapıdan fırladı Bay Ge.Asansöre yöneldi.Epeyce yaklaştı .İşte binebilirdi nihayet.Asansör çıkışından yavaşça kafayı uzattı.İşte oradaydı Bayan Ze.Saatine baktığında yelkovan altıdaydı.Otuz saniyesi vardı.Oraya varmak için.Vardığında otuz iki saniye geçmişti.Sinirliydi Bayan Ze.Beni nasıl bekletirsin dedi.Ancak gelebildimdi diye açıklamaya fırsat bulamadı.Görüyorsun a! kan,ter içindeyim.Tamam,tamam anladık diye kesti Ze.Kalktığı yere tekrar oturdu Ze.Bay Ge'de sandalyeye oturdu.Çantasını yere koydu.Ancak çantasında bir ağırlık vardı.Farketti.Yere koyarken.Bir şey vardı çünkü ağırdı.Çantayı açmayı düşündü.Çekti fermuarı...
GÜNEYDE.Çekti fermuarını.Yıkadı ellerini.Ellerini yıkarken gözünü aynaya dikmişti.Gözbebekleri.Kan çanakları.Sinir uçları.Kılcal damarları.Çok yorgun olmalıydı.Daha sonra çıktı tuvaletten.Çıplak ayaklı çocukları gördü birden.Sıcak kumlarda.Esmer tenli çocuklar.Top oynuyorlardı.Kaldırıyorlardı toprakları.Ayaklarıyla vuruyorlardı.Çıplak ayaklı çocuklar.İnci dişleriyle sırıtıyordu birisi.Bağırıyordu bir diğerine.Kızmış,öfkeli.Siyah damarları belli oluyordu.Boynundan fışkırırcasına.Top oynuyorlardı.Açınca.Dikkatli bakınca gözlerden,ayaklara.Topun kafatası olduğu görülüyordu.Et,kemik.Kemik ayaklarla paslaşıyorlar.Kafatasına vuruyorlardı.Binlerce fil öldürülüyor hiç sesi çıkmıyordu çocukların.Habire vuruyorlardı onlar kafataslarına.Sıcaktı.Vurdukça beyinleri.Akıyordu.
Çekti fermuarını.Açtı çantayı.Hemencecik atıldı Bayan Ze.Bir hediye paketi bulmuştu içinde.Bana mı aldın dedi,Ge'ye.Ge şaşırdı.Bu hediyenin varlığından bile haberi yoktu ki.Acaba neydi ki paketin içindeki.Ona aldım dese yalan olurdu.Almadım dese daha bir işkillenirdi.Kırk beş saniye sürdü düşünü.Sana diyorum! dedi,Ze.Evet.Evet sana aldım.Ne o pek memnun gözükmüyorsun ama?Doğru söyle ne bu ?Bana mı aldın?Sen bana bir şey almazsın ama ! Sana aldım tabi.Demek zorunda kaldı.Ne aldın peki diye sordu,gülerek.Olmaz dedi,Ge.Söylersem ne anlamı kalır ki sürprizin.Kalmaz dedi,doğru ya. Ze,paketi açtı.Bir küçük paket daha.Paket iştahını kabarttı.Sabırsızca parçaladı.Paket içinde,paket.Matruşka gibiydi adeta.En son parçayı da açtı işte.Kum saati vardı küçükcene.Başında da bir boncuk.Masaya iki çay geldi.Kum saati akıyordu.
Akıyordu.Sıcakta.Güneyde.Tersine döndükçe kum saati.Bay Ge.Çekti fermuarını,tuvalette.Baktı yüzüne.Yıkadı ellerini.Ellerini yıkarken gözünü aynaya dikmişti.Gözbebekleri.Kan çanakları.Sinir uçları.Kılcal damarları.Çok yorgun olmalıydı.Daha sonra çıktı tuvaletten.Çıplak ayaklı çocukları gördü birden.Sıcak kumlarda.Esmer tenli çocuklar.Top oynuyorlardı.Kaldırıyorlardı toprakları.Ayaklarıyla vuruyorlardı.Kum saatini ters çevirmişti Ze.Zaman gibi.Akıyordu.
3 Şubat 2012 Cuma
TAKSİ
"Kimse görmedi.Uyuyordum ben bile.Uyandırdı beni.Sersem bir kalkışla.İrkildim de baktım cama.Camımdaydı.Gecenin karanlığında.Sokak lambasının izinde.Arkasında gölge.Yana uzanmış gölge.Kendinden büyükçene.Parmağını gösterdi bana.Baş parmağı.Noldu demeden.Bak dedi,kanamakta."
Soğuktu elleri.Isınmak için ovuşturdu hızlıca.Kısa bir sıcaklık hissetti.Bu ona iyi gelmişti belli ki.Elindeki yarayı,yerden aldığı bir parça kristalle kapamaya çalıştı.Eksi bilmem kaç derecede kristal,vücut sıcaklığına şok etkisi yaratmıştı.Alışkındı böyle şoklara.Sigara geldi aklına.Elini cebine attı.Ezilmiş bir paketin adi markası.Tek kalmış bir sigara dalı.Tereddüt etse de kısa bir süre.Aldı eline.Buruşturdu paketi attı yere.Ezilmiş bir paketin adi markasını.Kristal yağmaya başladı gökyüzünden.Milyon çeşit yapıda.Her biri koca koca.Bir nefes çekti içine soğuğu aldı,"çıtırt" diye yandı.Ciğerdeki sigara.Verdi nefesini.Şöminede yanan kor gibi.Yol boyunca yürüdü.Yol boyunca karanlıktı.Sadece yağmakta olan kristalin saf rengi var ya,işte o gösteriyordu yolu.Yumaşacıktı yol.Yumuşak yolu eze eze yürüyordu.
Dışarı çıktım.Apar topar giyindiğimden olsa gerek havanını soğukluğuna aldırış etmemişim.İnceydi üstüm.Seni takip ediyorum.Bu saatte kimse yok dışarıda.Bu ayak izleri senin.Senindir yani.Bu kan damlası.Bu gökkuşağı.Senindir.Bu son sigaranın kutusu.Ezilmiş bir paketin adi markası!
Yorulduğunu hissetti.Bir saatten beri yürümüş.Ancak hiç farkında olmamıştı.Terliyordu şimdi.Yokuşunu çıktığı eğimin.Kaya kaya çıkamadığı bu kristal zeminde.Ilıktı aslında hava.Böyle havalarda -hele ki gece- sesler çok daha hızlı titreşip yayılırdı.Duyulurdu.Şu uzaktan geçen arabaya işaret etti.Daha fazla yorulmadan nasılsa deyip.TAKSİ! sarı-siyah taksi.Camları buharlı.İçi sıcak.Kirli sakallı bir şöförü.Yanında ekmek.Parası.Buharlı iç camı gelişigüzel sildi.Dışarıyı izlemek istedi.Birdenbire hız yapmasını istedi,şöföre.Telaşlandı da şöför birşey diyemedi.Peki der gibi.Sadece.Hız 70.Daha çok!Hız 80.Hız 90.Hızlı,daha hızlı! Hız 120.Camı açtı.İçeriye birden hücum etti rüzgar,kristaller içeriye giriyordu.Pat pat.Kütle halinde.Görüş mesafesi azalıyordu sakallının.Pat pat.Silecekler. Sonra belinden tek celsede,tereddüt etmeden tabanca çıkardı.Arka koltukta.Dayadı ensesine.Ne olup ne bitmeden.Şimdi onu vurabilirdi."Dışk!" diye parçaladı beyni.Ensesine dayadı silahla,adamın.Araba kontrolünü kaybetti.Kafası direksiyona düştü.Beyaz,yol göstermedi bu kez.Uçurumdan fırladı! rampadan çıktı.Rengarenk sıvılar aktı yere.Kimi renklerin yoğunluğu daha azdı diğerlerine.Sıvı tabakada üste çıktı onlar.Doktor da yoktu ! Damarlarında gökkuşağı akıyordu.Bir kar yağıyor.Bir sabah oluyor.Bir güneş açıyordu.Oluk oluk akıyordu be! Yüzünden.Vücudundan.Zaten ölmüştü adam.İhtimali olmayan adama,bir ihtimal daha vermiş.Yine öldürmüştü.Sımsıcak bir suçluluk ateşi düştü içine.Makineden çıkan mermi gibi sıcak.Lav gibi sıcak.Kulakları kızardı.Karaıncalı bir ateş.Yayıldı hücrelerine.Yukarıdan aşağıya.İnmemişti daha.Soğuk mu soğuk!Ayak parmakları.Artık uyumak istiyordu.Olay mahalinde.Kusmak istiyordu şimdi de.Başı dönüyordu.Yapışmış vücuduna midesi.Zayıftı kendisi.Hem bünyesi.Bayılmak üzereydi.Bir saat oniki dakikadan beri o halde.
Bana attığı son mesajda "gidiyorum" demişti.Herhangi bir ayrıntıdan uzaklaşırmışcasına bir başka paralellere.
Elinde tabanca.Parmak izleri.Elinde hala.Tabanca.Kumlar içinde kolu.Kırmızı kum.Yeşil kum.Mavi kum.Sarı kum.Acıya acı katıyordu.Tuzlu kum.Uçurumun dibi.Aşağı.Yukarı.100 metre.Sahilde.Yerde.Manzara ne kadar acı! Ne kadar yazık!
Sürüne sürüne iz bırakmış.Tan yerine.Çıplakmış ayakları herhalde.Çivi girmiş ayağına.Paslı bir çivi.Sürüne sürüne denize.Kıyıda bitiyor rengarenk izleri ve şimdi ise denizde bir kedi.Denizde bir kedi.Yüzüyor.
Soğuktu elleri.Isınmak için ovuşturdu hızlıca.Kısa bir sıcaklık hissetti.Bu ona iyi gelmişti belli ki.Elindeki yarayı,yerden aldığı bir parça kristalle kapamaya çalıştı.Eksi bilmem kaç derecede kristal,vücut sıcaklığına şok etkisi yaratmıştı.Alışkındı böyle şoklara.Sigara geldi aklına.Elini cebine attı.Ezilmiş bir paketin adi markası.Tek kalmış bir sigara dalı.Tereddüt etse de kısa bir süre.Aldı eline.Buruşturdu paketi attı yere.Ezilmiş bir paketin adi markasını.Kristal yağmaya başladı gökyüzünden.Milyon çeşit yapıda.Her biri koca koca.Bir nefes çekti içine soğuğu aldı,"çıtırt" diye yandı.Ciğerdeki sigara.Verdi nefesini.Şöminede yanan kor gibi.Yol boyunca yürüdü.Yol boyunca karanlıktı.Sadece yağmakta olan kristalin saf rengi var ya,işte o gösteriyordu yolu.Yumaşacıktı yol.Yumuşak yolu eze eze yürüyordu.
Dışarı çıktım.Apar topar giyindiğimden olsa gerek havanını soğukluğuna aldırış etmemişim.İnceydi üstüm.Seni takip ediyorum.Bu saatte kimse yok dışarıda.Bu ayak izleri senin.Senindir yani.Bu kan damlası.Bu gökkuşağı.Senindir.Bu son sigaranın kutusu.Ezilmiş bir paketin adi markası!
Yorulduğunu hissetti.Bir saatten beri yürümüş.Ancak hiç farkında olmamıştı.Terliyordu şimdi.Yokuşunu çıktığı eğimin.Kaya kaya çıkamadığı bu kristal zeminde.Ilıktı aslında hava.Böyle havalarda -hele ki gece- sesler çok daha hızlı titreşip yayılırdı.Duyulurdu.Şu uzaktan geçen arabaya işaret etti.Daha fazla yorulmadan nasılsa deyip.TAKSİ! sarı-siyah taksi.Camları buharlı.İçi sıcak.Kirli sakallı bir şöförü.Yanında ekmek.Parası.Buharlı iç camı gelişigüzel sildi.Dışarıyı izlemek istedi.Birdenbire hız yapmasını istedi,şöföre.Telaşlandı da şöför birşey diyemedi.Peki der gibi.Sadece.Hız 70.Daha çok!Hız 80.Hız 90.Hızlı,daha hızlı! Hız 120.Camı açtı.İçeriye birden hücum etti rüzgar,kristaller içeriye giriyordu.Pat pat.Kütle halinde.Görüş mesafesi azalıyordu sakallının.Pat pat.Silecekler. Sonra belinden tek celsede,tereddüt etmeden tabanca çıkardı.Arka koltukta.Dayadı ensesine.Ne olup ne bitmeden.Şimdi onu vurabilirdi."Dışk!" diye parçaladı beyni.Ensesine dayadı silahla,adamın.Araba kontrolünü kaybetti.Kafası direksiyona düştü.Beyaz,yol göstermedi bu kez.Uçurumdan fırladı! rampadan çıktı.Rengarenk sıvılar aktı yere.Kimi renklerin yoğunluğu daha azdı diğerlerine.Sıvı tabakada üste çıktı onlar.Doktor da yoktu ! Damarlarında gökkuşağı akıyordu.Bir kar yağıyor.Bir sabah oluyor.Bir güneş açıyordu.Oluk oluk akıyordu be! Yüzünden.Vücudundan.Zaten ölmüştü adam.İhtimali olmayan adama,bir ihtimal daha vermiş.Yine öldürmüştü.Sımsıcak bir suçluluk ateşi düştü içine.Makineden çıkan mermi gibi sıcak.Lav gibi sıcak.Kulakları kızardı.Karaıncalı bir ateş.Yayıldı hücrelerine.Yukarıdan aşağıya.İnmemişti daha.Soğuk mu soğuk!Ayak parmakları.Artık uyumak istiyordu.Olay mahalinde.Kusmak istiyordu şimdi de.Başı dönüyordu.Yapışmış vücuduna midesi.Zayıftı kendisi.Hem bünyesi.Bayılmak üzereydi.Bir saat oniki dakikadan beri o halde.
Bana attığı son mesajda "gidiyorum" demişti.Herhangi bir ayrıntıdan uzaklaşırmışcasına bir başka paralellere.
Elinde tabanca.Parmak izleri.Elinde hala.Tabanca.Kumlar içinde kolu.Kırmızı kum.Yeşil kum.Mavi kum.Sarı kum.Acıya acı katıyordu.Tuzlu kum.Uçurumun dibi.Aşağı.Yukarı.100 metre.Sahilde.Yerde.Manzara ne kadar acı! Ne kadar yazık!
Sürüne sürüne iz bırakmış.Tan yerine.Çıplakmış ayakları herhalde.Çivi girmiş ayağına.Paslı bir çivi.Sürüne sürüne denize.Kıyıda bitiyor rengarenk izleri ve şimdi ise denizde bir kedi.Denizde bir kedi.Yüzüyor.
Etiketler:
denizde bir kedi.,
dışk,
hayali nesne,
kum,
sımsıcak,
tabanca,
taksi
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
